ANKA

Küle döndüysen,yeniden güle dönmeyi bekle …Ve geçmişte kaç kere küle döndüğünü değil, kaç kere yeniden küllerinin arasından doğrulup,yeni bir gül olduğunu hatırla….

Mevlana

Küllerinden yeniden doğan Simurg veya diğer bir ismi ile Zümrüd-ü Anka Kuşu yeniden dirilişin ve ölümsüzlüğün ya da ateşle ölerek ardından yeniden doğmanın evrensel sembolüdür.Pers mitolojisi kaynaklı olsa da zamanla diğer doğu ve batı efsanelerinde de yer almıştır.Phoenix bu kuşun batı mitolojisindeki karşılığıdır.

Anka kuşu mitsel bir kuştur.

Efsaneye göre Anka ,öldükten sonra üç gün ölü kalır ( bu ayın karanlık zamanıdır)ve üçüncü gün kendi küllerinden yeniden yükselir.

Bilgeliği,yeryüzü ve gökyüzü arasındaki birliği,ilahi adaleti,eşi olmayanı temsil eder.Aynı zamanda yaraları iyileştiren,birşey beklemeden darda kalan herkese yardım edeni temsil eder.

Halk hikayeleri ve masallarında kahramana yardım eden,onu gitmek istediği uzak diyara kanatları üzerinde süratle ulaştırandır.

Ben bu güne Anka Kuşu metaforunu hediye etmek istiyorum.Onunla çok sevdiğim çocukluğuma doğru uzaniyorum.Hiç unutmadığım Zümrüd-ü Anka kuşu masalı geliveriyor aklıma …

Babam gece nöbetindeyken annemin yatağında yatmak en büyük keyfimizdi.Onun sonsuz sevgi ve şevkatiyle derin bir uykuya dalardık.Ertesi gün babamın nöbet dönüşü bize anlatacağı masalı heyecanla bekler bir önceki gün yarım kalan masalın sonunda ne olduğunu anlatması için sabırsızlanırdık. Babam nöbet dönüşü uykusuz ve yorgun olduğu için masal anlatırken birden derin bir uykuya dalardı .Biz uyandırmak için ne yaparsak yapalım masalın sonunu bir türlü öğrenemezdik. Daha sonra sorduğumuzda masal farklı farklı sonlanırdı.

O kadar güzel anlatırdı ki….Aslında şimdi düşünüyorum da belki de sonu olmayan masallar bizim hayal gücümüzü tetikliyordu.

Bugün bana bu metaforu çağrıştıran masalı kısaca sizinle paylaşabilir miyim?

Bir varmış bir yokmuş ……..meraklı mı meraklı bir çocuk varmış. Bu çocuğun hayali Kafdağı’na gitmekmiş. Ama Kafdağı çook ama çok uzaklarda bir yerdeymiş.Olsa olsa onu bu dağa ancak orada bir bilgelik ağacında yaşayan oraya giden yolu çok iyi bilen ve çok çok uzun süre uçabilen Anka Kuşu götürebilirmiş. Bunu öğrenen çocuk başlamış o kuşu aramaya az gitmiş uz gitmiş deretepe düz gitmiş ve sonunda bu dev kuşu bulmuş. Kuş tamam demiş . Ancak bir şartı varmış.Yol boyunca çocuğun kendisine ‘LAK’ dedikçe et ‘LUK ‘ dedikçe su vermesi gerekiyormuş. Çocuk hemen kabul etmiş . Gerekli hazırlıkları yapmışlar ve yola çıkmışlar.Birlikte uzun uzun uçmuşlar.Çok zorlu vadilerden geçmişler .Tam yolculuğun sonuna yaklaşmak üzereyken Zümrüt-ü Anka kuşu lak demiş ama bir de bakmış ki çocuk et bitmiş. Çok heyecanlanmış üzülmüş düşünmüş düşünmüş ve tamam buldum bir çare demiş ve bacağından bir parça kesip kuşa vermiş.Daha sonra kuş hep luk demiş ve çocuk da hep su vermiş. Kafdağına varmışlar sonunda. Çocuğun topallayarak yürüdüğünü gören Anka kuşu ne mi yapmış ?Dilinin altında sakladığı et parçasını çocuğun bacağına yapıştırmış . Çocuğun yolculuğa devam edebilmek icin yaptığı fedakarlığı anlamış meğerse … Ve bunu çok da takdir etmiş. Meraklı kahramanımız çok teşekkür ederek sağlam adımlarla hayalinin içine doğru yürümeye baslamış.Masal da burda bitmiş…Gökten üç elma düşmüş.Biri anlatana,biri yazana biri de okuyana.

Masallarda adı geçen ve gerçekte var olmayan bu epik masal figürü benim hayalimde yemyeşil , zümrüt yeşili bir kuştu..Ve bana hep harika geçen çocukluğumu çağrıştırdı .Sizlerle paylaşmak istedim .

Daha sonra öğrendim ki;

Farsça ‘si’ otuz demekmiş. ‘Murg’ da kuş demekmiş.Yani Simurg otuz kuş demekmiş.Efsaneye göre kuşlar Kafdağı’nda, bilgelik ağacında yaşayan Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş.Onu hiç görmedikleri için yaşamadığını düşünmeye başladıkları sırada kuşlardan biri onun bir tüyünü bulmuş.Bu olay bütün kuşlar arasında inanılmaz bir heyecan yaratmış.Evet gerçekmiş o yaşıyor ve o bizim yaşadığımız dertlere çare bulabilir…

Kuşlar hep birlikte Onu bulmak için Kaf Dağına doğru yola çıkmışlar. Yedi vadi ,yedi zorlu vadi üzerinden geçmek hiç de kolay değilmiş.Bu vadilerin isimleri her bir anlatıda farklı farklı ifade edilmiş olsa da çoğunlukla 1. Vadi icin İSTEK VADİSİ denmektedir.Bir çok kuş bu vadide kalmış devam etmemiş ya da edememis.Diğer her bir zorlu vadiden geçiste sayıları hep azalarak yola devam etmişler.Ancak 30 kuş Kafdağı’na varabilmiş. Bu otuz kuşun her biri meğer birer Simurg’muş.

Bu bir kendini keşfetme yolculuğu.İçsel değerleri keşfetme yolculuğu.İçsel mücadeleye çıkma yolculuğu…Sonuçta insanız ….Hepimizin aşması gereken zorlu vadiler var.

Senin içinde aşman gereken zorlu vadiler neler?

Senin sana ulaşmasını engelleyen neler var?

Zor durumda olan sadece sen misin?

Seni alıkoyan neyse onunla hiç yüzleştin mi?

Erişkin olarak hangi kaynaklara sahipsin?

Kendinle iletişim halinde misin?

En çok neye şükrediyorsun?

Bu soruları siz çoğaltabilirsiniz..Sormaya başladığınızda görmeye başlarsınız.O zaman yaşam yolculuğunda kolay ve zor anlarınızı ,unutulmaz anlarınızı,bunların sizin için neden önemli olduğunu keşfedersiniz.

Yaşıyorsak öğrenmemiz gereken dersler vardır ve öğrenmenin sonu yoktur..

“Hayat birbirini izleyen derslerden oluşur.Bu derslerin anlaşılması için yaşanmaları gerekir”

Helen Keller

Okuduğunuz için teşekkür ederim….

Kaos ve Zıtlıklarla *Hemhal Olmak

Evrende gelecegi tasarlama gücüne sahip tek canlı olan insan kaotik bir varlık.Bu da ötekilestirmeyi beraberinde getiriyor. Ya bu ya şu dediğimizde aynı kısır döngüyü hep yeniden yaşarız. Peki daha başka ? Baska hangi seçenekler var ,alternatif neler var acaba diye sorguladığımızda ise içimizdeki derin korkuyu yenip , mevcut durumu kabullenerek çözüm yolları aramaya başlarız. Böylece fark etmemiz gerekenleri farkederek kaosu daha net algılayabiliriz. Değisim kaçınılmaz. Degişime doğru evrildik zaten. Değerli hocam Dr. Zerrin Başer “Zıtlıkları karşılayacak şekilde engin gönüllü olmak “ ifadesiyle yolumu aydınlattı. Korkularım endişelerim dünde kaldı. Yeni güne karar vermiş olmanın hafifliği ile adım atıyorum. Evet bu aldiğım karar içime sindi ……
Nefes almanın mutluluğunu yürekten hissederek,tüm sevdiklerimin sağlıklı olduğuna şükrederek selam olsun yeni güne diyorum….

Bir birey olarak yaşadığım doğayı koruyup kollamaya , yeni bir dünya kültürü oluşurken kendi etki alanım içerisinde bu kültürün oluşmasına katkı sağlamaya söz veriyorum.

dünyadan DÜNYAYA selam olsun………..

Not: 30 Haziran 2020 tarihinde Dr. Zerrin Başer’in “dünyadan DÜNYAYA -Kaosu ve Zıtlıkları Yönetebilme toplantısında yaptığımız uygulama benim için çok değerliydi. @zerrinba’ ya ve denge merkezi ekibine tesekkür borçluyum.

*hemhâl olmak: Bütünleşmek, birliktelik özelliği göstermek

Viktor Emil Frankl*

O, benim etkilendigim bir yazar. O, dört ayrı toplama kampını deneyimlemiş ve sonunda kurtulmayı başarmış bir kişi. Özgürlüğüne kavuşur kavuşmaz tuttuğu üç sekreter kanalıyla unutmadan yaşadıklarının bire bir kayıt altına alınmasını sağlayan ve böylece oluşturduğu “İnsanın Anlam Arayışı” kitabını gelecek nesillere aktarmayı başarmış bir kahraman.

Yıllar önce bu kitabı okumuştum. Sonra bir kez daha okudum. Beni etkileyen kitaplar listemin başında yer alan bu kitabın orijinal adı “….trotzdem Ja zum Leben sagen “ Yani …. her tür koşula rağmen yaşama “Evet” …
Kitabın ingilizcesi “Man’s Search For Meaning “ .
Viktor Frankle bence Holokost’da sanki bir masal anlatıcısıydı. Hergün oradaki insanlara buradan kurtulacaklarini ve bunun da çok yakın bir gelecekte gerçekleşeceğini anlatan ve hep birlikte hayal kurmalarını sağlayan bir masal kahramanıydı sanki. Ama günlerden bir gün kampa bir haber ulasti.Artık kurtuluş yok, artık kurtulus imkanı kalmadi dendi… İşte o an ,o ana kadar direnen insancıklar birer birer devrilmeye basladı. Ya da yemek kuyruğuna ellerindeki lazımlıklarla gelip içine yemek konmasi icin uzattilar. Artik o insanlar icin umut bitmisti. Hiçlik anı… Umudun bittigi an… hic bir seyin farketmedigi an… Victor Frankl’ı ayakta tutan ise cok güçlü bir amacının olmasıydı. Kurtulmak ve yazmak… 1945 yılında serbest bırakıldı.
Viktor E. Frankl’ın hayat hikayesi bir insanın zor koşuların üstesinden gelebilme gücünü gösteren, ders alınması ve hatta ara ara hatırlanması gereken GERÇEK bir hikaye…
Onun amacı dünyaya kalıcı iz bırakan bir mesaj vermekti.
⁃ “Tek istediğim okuyucuya somut bir örnekle hayatın her koşulda, en sefil durumlarda bile anlam ve potansiyele sahip olduğunu göstermek.” …

*1905-1997, M.D. Nörolog ve psikiyatrist. Logoterapinin kurucusu…

Viyana’daki Amerikan konsolosluğundan vize almış olmasına rağmen ailesini yalnız bırakmamak için vizeyi reddeden ve ülkesinde kalıp acı çekmeyi göze alan bir kişi

Evde Kolay Usul Ekmek Yapımı

Haftasonu  evinizin mis gibi buram buram ekmek kokmasını isterseniz hemen bu tarifi uygulayabilir , dört dörtlük bir kahvaltı sofrasında ailecek keyifli bir kahvaltı yapabilirsiniz. Ancak hamurun yaklaşık 18 saat bir mayalanma süreci olduğundan zamanlamanızı buna göre yapmanızı öncelikle belirtmek isterim.

♥️Malzemeler

✔️ Derin bir yoğurma kabı

✔️3 Su bardağı elenmiş un

✔️2 Çay kaşığı tuz                                2B652949-28E3-4966-B4FB-510E8DC799AD

✔️1/2 Çay kaşığı kuru maya

✔️2 Su bardağı ılık su

Malzemeleri  yoğurma kabınızın içinde hafifçe tahta bir kaşık ile katıştırın.Üstünü streçle sıkıca kapatıp 18 saat kadar oda sıcaklığında bırakın.

Mayalanma süresi sonunda tezgahınıza un serpip kabarmış hamurunuzdan bir pazı yapın.Yoğurma kabını bu pazının üstüne ters çevirip hamurunuzu iki saat daha dinlendirin.

18E32DFF-5D86-4B15-9EF4-BFCBB4972968

Fırınınızı içersine kapaklı bir borcamı kapağı ile birlikte boş olarak koyup 210 derecede çalıştırın.Fırın içersindeki borcamın dikkatlice kapağını acıp mayalanmış hamurunuzu içine koyun.Yavaşca kızgın kapağı üzerine kapatın.

Yaklaşık 40 dakika pişirin.Bu sürenin sonunda fırın ısısını 190 dereceye 

düşürün.Borcamın kapağını açıp 20 dakika daha pişirin.Daha sonra fırınınızı  kapatıp kapağını açın. Mis gibi kokan ekmeğiniz 10 dakika soğusun.Sonra fırından çıkartıp üzerini bir bezle örtün.

Afiyet Olsun… 

Açık Aile

” Açık Aile ” Eskişehir Büyükşehir Belediyesi  Şehir Tiyatrolarının sahneye koyduğu aslında Mart 2010 ‘dan  bu yana da gösterimde olan bir oyun. Tüm tartışmaları iki oyuncuya( Özlem Boyacı ve Korel Cezayirli )oyun içinde oyun oynatarak anlatmaya çalışan bir komedi. İki oyuncu da mükemmel performansları ile seyirciyi çok etkiliyor.Eskişehir Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere emeği geçen tüm ekibi yürekten kutluyorum.

Dario FO ve Franca RAME isimli evli bir İtalyan çiftinin kadın ve erkek üzerine yazdığı bu oyunda erkek için  “açık” olan aile kadın için de “açık” olursa ,yani bir başka deyişle  iki taraf da açık olursa CERYAN oluyor. Hiç bitmeyen ,bitmeyecek  bir  tartışma konusu…Özellikle de günümüz Türkiye’sinde ………..

Sevgiyle Kalın…