Geçmişin Pırıltılı Anları

ED55E2A6-2169-4AC5-B286-922A18AC14A5Geçmişin pırıltılı anları fotograf albümlerimde gizli.Onlara dokunmak,bakmak,ilgili notları okumak, espriyle kaleme aldığım ilginç olayları tekrar tekrar yaşamak beni ben yapan en önemli özelliğim. Albümlerim tarih aralıklarına göre ulaşabileceğim düzende özel olarak aldığım kütüphanemde klase edilmiş olduklarından hatırlayamadıklarımı bana hatırlatan çok önemli bir başvuru kaynağım da aynı zamanda.Onlar benim en değerli hazinem.

O albümler pırıltılı anlarla dolu .Her bir fotograf karesi çok özel bir an ve çok güzel.Dolu dolu yaşanmışlığı anlatıyor.

Değişim kaçınılmaz.Ama bu dijital çağda bile olabildiğince bana mutluluk veren bu alışkanlığımdan vazgeçemiyorum. Artık yer sorunu nedeniyle seçerek tab ettiriyorum .Bilgisayarımda ayrı dosyalarda klase edip belirli aralıklarla da toshiba ya yüklüyorum.

Ancak zaman zaman da bu prosedürleri aksatıyorum. Bazı dönemlerde albümlerime küsüyorum ve hiç bakmıyorum.Sonuçta hepimiz bir adem-i beşeriz ve her insan gibi hayatı inişli çıkışlı yaşarız .Ama fiziki olarak onlara ulaşamadığım zamanlarda bile derin kütüphanemden her bir fotoğraf karesinin gözlerimin önüne düşüyor olması benim için çok önemli ve değerli.Her biri ayrı ayrı yaşamımdaki pırıltılı anlar…..

Bu bağlamda koçluk eğitimim sırasında değerli hocamız Zerrin Başer’in aktardığı bir hikayeyi de aklımda kaldığı kadarıyla sizlerle paylaşmak istiyorum. 

” Vakti zamanında günlerden birgün bir köyden geçmekte olan gezginimiz birden kendini köyün mezarlığında bulur .Mezar taşları üzerindeki 2 yıl ,1.5 yıl ,3 yıl ,5 yıl gibi yazılar çok ilgisini çeker.Hiç bir anlam veremez .Sorur soruşturur bu nasıl olabilir ki diye düşünür , sonunda bunun cevabını kendisine verebilecek kişiye ulaşır.O bilge kişiden su yanıtı alır,. “Bizim köyümüzde insanlar mutlu oldukları özel günleri ,anları bir yere kayıt ederler. O kişi öldüğü zaman ise mezar tasına bu süreler toplanıp yazılır.Gerçekten yaşanan zamandır bu mezar taşlarına yazılan yıllar ” der….

Geçmişin pırıltılı anlarını hatırlamanız, bu güzel anıları geleceğinize armağan etmeniz , gelecek için de keyif aldığınız mutlu olduğunuz anları kayıt etmeniz ve hatırlamanız dileğiyle…..

Sevgiyle Kalın,

 

 

Cranberry Muffin

 D7D82245-3B07-49C8-A4B6-B700FD3E67F7

Herkese keyifli pazarlar. Sizlerle denemenizi önereceğim cranberry ‘li (yaban mersini) portakallı muffin tarifimi paylaşmak istiyorum.

♥️Malzemeler:

✔️Bir su bardağı kuru cranberry

✔️1/2 su bardağı taze portakal suyu

✔️2 su bardağı un(kontrollü)

✔️2 çay kaşığı kabartma tozu

✔️Bir tutam tuz

✔️Yarım su bardağı kadar tereyağı (eritilmiş..soğutulmuş)

✔️Bir portakal veya 1 limon kabuğu rendesi

✔️2/3 su bardağı şeker

✔️2 yumurta

✔️Yarım su bardağı süt

✔️Yarım su bardağı ceviz

✔️Bir avuç kadar çikolata parçacıkları

❣️Bir tutam da SEVGİ❣️

♥️Yapılışı

Fırın 190 dereceye ayarlanıp önceden ısıstılır. Portakal suyu ile kuru cranberry bir kapta ısıtılır. Kaynar kaynamaz kenara konur.

Un ve kabartma tozu birlikte elenir.İçine az tuz eklenir.

Bir başka kapta yağ ,portakal veya limon kabuğu rendesi,şeker karıştırılır. İyice çırpılır.Yumurtalar teker teker eklenip birlikte tekrar çırpılır.Unlu karışım sıvı malzemelere eklenir.Süt ilave edilir. Daha önce hazırladığımız cranberry ile ceviz eklenir.

Pişireceğimiz muffin kapları yapışmasın diye yağlanır.Karışım bu kaplara dökülür.

Önceden ısıtılmış fırında yaklaşık 30 dakika pişirilir.

Fırından çıkarınca üzerlerine istenirse çikolata parçacıkları üçer beşer adet konur.

Sonra da  keyifle afiyetle yenir.

Not: Tereyağ yerine bulabilirseniz hindistan cevizi yağı (coconutoil) da kullanabilirsiniz.Cranberry yerine isteğe bağlı başka malzeme de kullanılabilir.

 

 

 

HEKTOR nam-ı diğer MEDOR

Hikayem çok uzun yıllar önce mutlu çocukluk yıllarımın geçtiği Çankaya-Yukarıayrancı Bağlarında bir Bağevinde başlıyor. Bahçemizde cok güzel bir kulübede yasayan Medor isimli bir köpeğimiz vardı. Hayal meyal hatırlıyorum. Aile geleneğimizde çocuklara masal tadında eğlenceli anılar anlatıldığından belki de hatırladığımı sanıyorum.

Benim hayatım boyunca başka köpeğim olmadı. Köpeklerden ,kedilerden hep çok korktum.Çocuklarımın hayata atılır atılmaz ilk işlerinin kedi köpek sahibi olmalarını çok iyi anlayabiliyorum.

Günlerden bir gün uzak diyarlara gittim . Sana bir sürprizimiz var dediler Sürpriz de meğerse beni bekleyen mini minnacık bir köpekmiş. Geri dönemiyeceğime göre kabullenmem gerekiyordu. Adı Hektor nam-ı diğer Medor……Eski hikayelerden esinlenerek ve fakat yanlış hatırlanarak Hektor denmiş adına.

Hektor bir Labrador Retriever. O zamanlar Labradorlar hakkında hiç bir bilgim yoktu.Labrador Retriever cinsini yaşayarak öğrendim.

İlk önce crate( bir cins kafes) içerinde duracağı için iş çok basitti ….Crate’ine sadece yemeği ve suyu konacaktı.

Takip eden gidişlerde hep bir aşama ileri.

Crate kapısı açılacak.Hektor yukarı komutu ile bahçeye çıkacak. İhtiyaçlarını giderince “Hektor aşağı” komutuyla aşağı inecek doğrudan cratine girecek. Bu süreç esnasında heyecan korku dorukta …….ya inmez ya sağa sola saparsa!!

Ama hiç öyle olmadı her seferinde denileni yaptı…Çok iyi eğitim almış…Ne de olsa diplomalı.

Takip eden gidişimde Hektor artık evin içinde sebest dolaşımda.Eeee bu durumda artık benim de kendi çapımda bir kural koymam şart oldu. “Hektor bak beni iyi dinle ,bana ağzını değme dayanamıyorum çok fena oluyorum…”dedim ve bunu tek bir kez söyledim.

Bir daha asla ama asla ağzını değmedi hep sadece ayaklarımın dibine yatıp sevmemi istedi.

Ben sonunda sanırım Hektorun şifrelerini çözdüm. İğrenme duygumu kısmen aşabildim ama artık korku olayı bitti. Korkmuyorum.

Bugün geldiğim aşama odama girebilir ve bebekliğinden beri birlikte büyüdüğü kardeşinle benim meşgul olmamı izleyebilir.

Bir sonraki aşama ne olur bilemem. Ama bildiğim şu ki ben Hektor ile birlikte uzun bir yol kat ettim. Bazı hassaslıklarım devam ediyor olsa da korkularımı yendim.

Hektora bir türlü köpek diyemiyorum. Hektor çok ama çok zeki. O gökyüzüne bakıp yıldızları görüyor….. ben de görüyorum. O uçak geçerken kafasını kaldırıp bakıyor … ben de bakıyorum.Beklemesini biliyor. O beni anlıyor ben ise onu anlamaya çalışıyorum. Derin bakışları hep bana bir şeyler anlatıyor. Yemeğini koyduğumda aceleyle kafasını okşamamışsam yemeyerek SEVGİ’nin herşeyden önde geldiği inancımı kuvvetlendiren tabii ki Hektor. Hep şükrediyorum ailemiz bize bunu fazlasıyla vermiş. Öyle çok sevgiyle büyümüşüz ki sevgi yüreğimizden taşıyor. Coşup coşup nehir gibi su gibi akıyor.

Merak ediyorum Hektor ile bundan sonraki aşama ne olacak acaba?

YAZMA TUTKUSU

“Bir şeyi yazma disiplini, onu gerçekleştirmek yolundaki ilk adımdır….”
Lee Lococca

 

 

Bana tutkuyla yaptığın şeylerden ilk aklına geleni söyle deseniz “Yazmak” derim. Bende yazma eylemi bir tutkudur. Kağıt kalem benim vazgeçilmezimdir. Notlar alırım …. Bu bazen bir yılbaşı organizasyonu ,bazen evde yaptırılan tadilatın aşamaları gibi değişik konular olabilir. Tekrar gerekli olacağını düşündüğüm her süreci yazarım. Yazarak düşünürüm….düşündükçe yazarım. Aslında bu notlar benim için en iyi uygulamalar veri tabanı gibidir. Çünkü notumun sonunda bir dahaki sefere bu  konuda neyi nasıl farklı yapabilirim, neleri ekleyebilirim gibi her ne ise sürece ilişkin  geribildirim  olur. Yalnız burada yazmak derken fiziki olarak kağıdı kalemi alıp yazmaktan söz ediyorum.

Beni yıllardır ev işlerinde destekleyen yardımcım bu kağıt kalem ortamının bizzat şahididir. Bir gün masamın üstünde duran onlarca kaleme kağıda bakıp tek cümle ile hayatımı özetleyiverdi…….

VE şöyle dedi” Meral abla senin de hayatın kalem ilen kağıt ilen geçti”……

İşte tam da o an bir farkındalık yaşadım. Ne olursa olsun yazmak bana zevk veren yapmaktan hoşlandığım bir şey olsa da artık yaşamımın bu evresinde yapılacak işler.. yapılan işler ..listeler listeler‘in ötesine geçmek istediğimi fark ettim.

2012 yılında  web sitemi açtım ve sadece iki yazı yazdım .  2018 yılında tutkuyla yaptığım yazma eylemini genişletmek  üzere  tekrar bir adım attım……

Desteğiniz hayalimi gerçekleştirmeye giden bu yolda bana güç verecek. Fikirlerinizi belirtmeniz benim için çok değerli olacak.

Teşekkürler,

Sevgiyle Kalın

İLK KÜÇÜK SİHİRLİ ADIM

Günlerden bir gün kendime ufak bir yatırım yapmak amacıyla bir eğitime katılmaya karar verdim. Geçmiş profesyonel meslek yaşantım sayesinde doğru adresi bulmam hiç de zor olmadı. Ayrıca sanki gizli bir el benim bu eğitime başlamam için tüm koşuları ayarlıyor, bana yardım ediyor gibiydi. Daha sonra öğrendiğim “Değişim Formülü” nü bizzat deneyimledim. İlk adımı atmaya karar verdim  ve çok kısa bir süre içerisinde “Koçluğun Sanatı ve Bilimi Sertifika Programı” na  başladım.

Her şey bu küçük ilk adımla başladi. Gelişim alanında attığım bu küçük adım sonrasında çok kolay yol alacağımı düşünmüştüm. Ama öyle olmadi. Başlangıçta çok zorlandım. İşte hikayem.

Erickson Koçluk Sertifika Programı’nın bugüne kadar katıldığım eğitimlerden çok farklı olacağıni ilk gün ilk saat fark ettim.  Ben sadece eğitime katılmadım. EĞİTİMİ YAŞADIM. Yaşadıklarımdan çok şey öğrendim. Benim için çok güçlü bir öğrenme süreciydi. Aslında “eğitim” sözcüğü bu deneyim için bu nedenle çok hafif kalıyor. Zaten kelimelerin iki boyutlu olması da anlatmayı zorlaştırıyor. Koç konumundaki eğitmenimiz koçluk ustalığı ile eğitimi adeta yaşattı. Eğitime katıldığım andan itiberen unuttum sandığım her şey canlanmaya, kütüphanemden kafama tozlu bir takım dosyalar düşmeye başladı. Her ne ise bunu bu eğitim sağladı. Zira eğitime katılmadan önce kütüphanemin varlığını dahi tamamen unutmuştum. Düşüncelerim özgürleşti. Düşüncelerimin süratine yetişemedim. Yaşam alanlarım ciddi şekilde etkilendi. Bu yolda yalnız yürüdüm. Buna inandım. Çok zorlandığım bir anda ufak bir dokunuşla yoluma devam ettim. Yaşadığım farkındalıklar ve bir taraftan da bunları yazma çabam… Çok fazla ışık yandı. Kayboldum. Tek isteğim bugüne ışınlanmaktı. Yürümeyi ve yürüyerek düşünmeyi seven ama yollar da çok kötü yürünmüyor ki diyen ben kendimi yollara vurdum ve engelliler için döşenen “SARI YOLU” keşfettim. Bu keşif beni rahatlattı. Beni bu yolda kararlılıkla tutan ise Erickson Prensipleri oldu. Sanki yolumu aydınlatan bir yıldızdı ve hep öyle olacak. Kimsenin kimse için çözüm üretemeyeceğini belki biliyordum. Kütüphanemde bu dosya vardı belki de. Belki bu eğitime bu nedenle katıldım. Ama bunun farkındalığını yaşadım. Çok ilginç bir şekilde deneyimledim. ”Her insan gereksinim duyduğu kaynağa sahiptir” prensibinden hareketle yola tutunabildim. Eğitim sırasındaki demoların her birini yürekten yaşadım. Bu uygulamalar sırasında  kendi potansiyelimi fark ettim. Yağmurlar yağdı, dolular yağdi, fırtınalar esti, gel- gitler oldu. Sonra yavaş yavaş her şey sanki birer birer yerli yerine oturdu.

Çok ilginç bir anda Denge defterciğinin bir yaprağında yer alan Dr.Zerrin Başer’in ”İnsanları yürümek istedikleri yolda desteklemek, onlara yolu göstermek yerine, üzerinde yürünecek yolu inşa edip, yürüyerek onlara örnek olmaktır. Yolun seçimi, yürüyüş hızı, düşme, kalkma, bekleme tamamen yürüyecek olanın seçimidir“ ifadesi gözüme çarptı. Sanki bu benim için bir sinyaldi. Bu ifadeyi bizzat deneyimledim.

Sayın Başer aslında bize bu program süresince  125 saat koçluk yaptı diye düşünüyorum. Koçluk becerilerine ilişkin örnek/model  oldu. Görsel hafızamızda mükemmel bir iz bıraktı.

Ben bu yolculukta  uçaklarda anons edildiği gibi oksijen maskesini önce kendime takarak büyük gayretle önce yolu döşemeye çalıştım ve döşediğim yolda gözümde canlandırdığım  görüntüye doğru küçük adımlarla ilerledim. Derste aktarılan kırılma noktasını bizzat deneyimledim. Ama pes etmedim, farkındalıklarımı fark ederek küçük adımlar atmaya devam ettim. Her bir ayrıntıyı kaçırmamaya çalışarak derinden yaşadım, deneyimledim. Şimdi ağzımdan çıkacak her bir standart sorunun benim için bir anlamı var. Sorulurken  sade, basit tek cümle ile ifade edilen bu temel soruların  gerisindeki derinliği keşfetmeye çalıştım. İLK ADIM……KARARLILIKLA SÜRDÜRMEK gibi. Esasen her bir sorunun gerisinde bir ekol ve bu ekolün oluşumunda da yılların deneyimi, yaşanmışlığı var diye düşünüyorum.

Bu yolu yürüdüğüm için çok mutluyum. Benim için bu dört modülü arka arkaya kısa sürede tamamlamış olmak çok değerli. Tamamlama anımı keyifle yaşadım. Kendime “aferin” diyerek iki omzuma dokundum. Küçük ama sihirli bir adımla başlayan zaferimi kutladım.

Programın son bölümünde sunulan Meta Programlar- Davranış Modelleri ile ilk kez karşılaştım. Bana çok farklı bir bakış açısı kazandırdı. Koçluk görüşmelerinde müşteri ile uyumun sağlanması, müşterinin meta programlarının  belirlenebilmesi, müşterinin temsil sistemlerinin bilinmesi, soruların bu sistemden edinilen bilgiler doğrultusunda sorulabilmesi önemli bir fark yaratacaktır. Bu yöntemle kendimizde ve koçluk alan kişide yaptığımız tespitler görüşmelerin  etkisini artıracaktır. Aslında  bu model çevremizdeki tüm etkileşimleri kapsıyor. Zira her an iletişim halindeyiz. Karşımızdakini ve kendimizi bu yöntemle analiz edebilmek,  nerede olduğumuzu ve ne tarafa esnemeye ihtiyacımız olduğunu görebilme becerisini geliştirmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Sonuç olarak; eğitim tamamlandığında , müşteriye getirdiği her konuda deneyim yaşatmak ve bu doğrultuda bugünden geleceğe bir eylem oluşturmakla başlayan koçluk sürecini baştan sona yürütmek konusunda her tür donanıma sahip olduk.

Koçluk görüşmelerini yürütürken ve bunu da olması gerektiği çerçevede yürütürken tabii ki ayrı bir özen, ayrı bir ritüel alanının olması, müşteriyle uyum sağlamak, uyum altında yer alan her unsura  farklı bir özen göstermek işin olmazsa olmazları.

Şimdi yaptığım pratikleri dinlerken daha iyi, daha etkili koçluk yapabilmek  adına neyi ya da neleri farklı yapabilirdim sorusunu kendime yöneltip her görüşme için  bir de değerlendirme formu düzenleme  alışkanlığı ile fayda zincirini harekete geçirmenin yararını deneyimliyorum. Önce NEDEN sorusu hayatımdan, kelime dağarcığımdan tamamen çıkmalı dedim. Ama daha sonra” Neden” sorusu neden sorulduğuna bağlı olarak yerine göre çok önemli de olabilir diyerek bu soruyu farkındalıkla kullanmaya karar verdim. Aslında Koçluk Dilini çok sevdim ve benimsedim. Negatif kelimeleri hiçbir alanda  kullanmak istemiyorum. ”Keşke “kelimesi zaten Dr. Milton Erickson Prensipleri’ni yaşamımın odak noktasına  koyduğumda yok oldu. ”Her insan o anda var olan en iyi seçimi yapar“ prensibi  yol haritamın vazgeçilmezi diyebilirim.

Bu noktadan itibaren amacım öğrendiklerimi en iyi şekilde uygulayabilmek. Ustalaşmak. Bu konuda benim için ”Ustalığın” tanımında yaşamın diğer alanları da var. Hangi şapka, hangi rol olursa olsun ortak paydamda ”Koçluk Konumu” ve onun gereklerini yerine getirebilme gayretim var. Üstlendiğim her role “Koç” konumundan bakabilmek. Koçluk şapkası kafama tam oturmalı. Zaman zaman başka şapkalar takmak durumunda kalsam bile o taktığım şapkanın üstünde daha geniş, daha kapsayıcı bir koçluk şapkası hep olmalı. Bana göre bu yolda geniş anlamda “Ustalığın” tanımı da bu zaten.

Ben koçluk konumunun yetkinliklerini geliştirmeye yönelik açılan kapıdan içeriye adım attım. Her uygulamada, her koçluk görüşmesinde koç olarak ya da müşteri olarak farkındalık yaşıyorum ve artı 1 ile çıkıyorum. Eğitim sırasında uygulamalarda bulduğum pembe gözlük simgesini biraz daha geliştirdim. O gözlüğe geniş açılı bir cam taktım.

Koçluk eğitimine başlamadan önce nerede olduğumu ve şimdi nereye geldiğimi biliyorum. Ölçek kavramının ne denli önemli olduğunun farkındalığını yaşıyorum. Değişimi net görebiliyorum. Değişime zaman zaman direnç gösterdiğimde bu durumdan nasıl çıkacağımın şifresini de öğrendim. Her tür genişleme, geniş açıya geçebilme, bütüne periferik bakış açısıyla bakabilmek…

Şimdi nasıl bir Meral görüyorum? Gözümde ne canlanıyor? Ne hissediyorum? Ne söylüyorum?

Olaylara gözlemci konumundan bakan bir Meral var. Olayları dışardan görme yetkinliğini kullanıyor ve bu yetkinliği 4. Seviyede kullanabilme çabası içerisinde. Koçluk yaşamına vazgeçilmez şekilde girdi artık. Şimdi adım neden geri atılmazı daha iyi anlayabiliyor. Yaşamda şapkalar ortama göre değişebilir. Ancak  Koçluk şapkasının kapsayıcı bir özelliği var. Bu şapka onun üstlendiği diğer rollere de “Koç” konumundan bakabilmesini sağlıyor. Koçluk konumunu yaşamının tam kalbine oturtmuş. İç motivasyonunu yükseltmek için öğrendiği egzersizleri kendi kendine koçluk yaparak uyguluyor, ihtiyaç duyduğunda da koçluk alıyor. Ara ara masasının ayakları dengede mi diye  kontrol ediyor.

Profesyonel Koçluk şapkası altında “Meral” yine Meral ama farklı bir Meral, kendi tarzını yansıtıyor. Artık mizah yeteneğini kullanabiliyor. Bu konumu özümseme çabasının yaşamının bu evresinde onun için dikkate değer bir amaç olduğunu, tüm bunları başarmanın kendisine, çevresine ve geleceğine sunduğu güzel bir hediye olduğunu düşünüyor. İnsanlara gerçekten dokunabileceğini, artı bir değer, bir fark yaratabileceğini biliyor. Bunun için sadece bir kalem ve bir kağıdın yeterli olabilmesi onu gülümsetiyor, ona mutluluk veriyor. Ulaşmak istediği amaca yönelik kilometrelerce koşması gerekse bile bu amaç için koşabilme  gücünü  ve kararlılığını kendinde hissediyor. Onu bu yolda kararlılıkla neyin tuttuğunu da biliyor. Yol uzun ama keyifli. Yolu çok net görüyor. Kim olduğunu, kim olmak istediğini ve bunun kendisi için değerini biliyor. Bugünden geleceğe giden bu yolda  Koçluğu yaşamaya başladığı ilk günden bu yana (eğitime katıldığı ilk günden itibaren) sahip olduğu değerlerin sanki sihirli bir değnekle dokunmuşçasına harekete geçtiğini, sanki her birinin bir puzzle parçası olduğunu, bu parçaları birleştiren tutkalın ise “SEVGİ” olduğunu  söylüyor. Ailesinde hiçbir zaman eksik olmayan, yaşamının her evresinde onu  sımsıcacık sarmalayan, doğduğu andan itibaren hep var olan, sahip olduğu bu değerli kaynağın ona güç verdiği, enerji verdiği farkındalığını yaşıyor. Koçluk sayesinde yeniden ulaştığı değerlerin onun bundan sonraki yolculuğunun pusulası olacağını yürekten hissediyor.

Elinde pusulası ”Değerleri görebilen, duyabilen ve iletişimde hissedebilen” bir KOÇ olabilme yolunda adım atmaya devam edecek. Daha öğrenecek çok şeyim var diye düşünüyor.

Her şeyin başlangıcı küçük sihirli bir adım. İLK ADIM.

Mayıs 2013

*Bu yazıda Erickson Coaching International “Koçluğun Sanatı ve Bilimi” Sertifika Programı ders notlarından, Marilyn Atkinson’un “Bir Sanat ve Bilim Olarak Koçluk” kitabından yararlanılmıştır.

Açık Aile

” Açık Aile ” Eskişehir Büyükşehir Belediyesi  Şehir Tiyatrolarının sahneye koyduğu aslında Mart 2010 ‘dan  bu yana da gösterimde olan bir oyun. Tüm tartışmaları iki oyuncuya( Özlem Boyacı ve Korel Cezayirli )oyun içinde oyun oynatarak anlatmaya çalışan bir komedi. İki oyuncu da mükemmel performansları ile seyirciyi çok etkiliyor.Eskişehir Büyükşehir Belediyesi başta olmak üzere emeği geçen tüm ekibi yürekten kutluyorum.

Dario FO ve Franca RAME isimli evli bir İtalyan çiftinin kadın ve erkek üzerine yazdığı bu oyunda erkek için  “açık” olan aile kadın için de “açık” olursa ,yani bir başka deyişle  iki taraf da açık olursa CERYAN oluyor. Hiç bitmeyen ,bitmeyecek  bir  tartışma konusu…Özellikle de günümüz Türkiye’sinde ………..

Sevgiyle Kalın…

Geçmiş Yıllar

Düşündüm, düşündüm ve hatta biraz fazla düşündüm…  Neyse ki sonunda yazmaya başlayabildim. Düşüncelerimin ortak  paydasının  İNSAN olduğuna karar verdim.

Yazıma Goethe’den bir alıntı yaparak başlamak istiyorum:

İnsan her gün ya güzel bir ses işitmeli, ya gönül açıcı bir kitap okumalı, yahut güzel bir şey dinlemelidir”. Benim için 3 Mart cumartesi günü Ankara Palas’ta Düş Hekimi Yalçın Ergir’in

….evet; sevdik hem de çok sevdik

diye başlayan müzikli sunumunu  izlemek çok özel ve çok anlamlıydı. Özellikle 50’lerde 60’larda çocuk olan bizler bu sunumdan çok  etkilendik. Değerli iki insan; Soprano Leyla Çolakoğlu ve Düş Hekimi Yalçın Ergir bize öyle güzel bir mahalle masalı anlattılar ki çocukluğumuzu büyük bir özlemle yeniden yaşadık… Onlar kendi etki alanları içerisinde mükemmel bir şey başardılar. Düş kurmamızı sağladılar… Ve evrendeki en büyük gücün “sevgi “olduğunu bize çok anlamlı bir şekilde hatırlattılar.

www.ergir.com sitesini ziyaret ederek siz de çocukluk yıllarınıza, gençlik yıllarınıza uzanıverin isterseniz……

Sevgiyle kalın.