Mama,Mutti,Mutsch…..Oma!

Meine Geschichte

In meiner Geschichte spielen die Frauen meiner Familie eine grosse Rolle.Die sind namenlose Heronies in meinem Leben.

Meine Oma hatte ıhren Mann wegen Tuberkulose ganz jung verloren. Es war Kriegzeit und sie hat trotz aller Schwierichkeiten ihre vier Kindern allein erzogen. Das ist eine lange und traurige Geschichte…

Meine Mutter ist ganz jung nach Ankara gekommen um zu studieren.Es war 1940’er Jahre…….

Ich bin immer dankbar für meine Familie.

Ich bin nur mit liebe erzogen und gebe es natürlich weiter….

Meine Oma und meine Mutter umarmten uns immer …Die waren so liebevoll.

Umarmen ist eine kleine Geste,aber voller Waerme,wenn sie von innen heraus geboren und gegeben wird.Das haben meine Lieben getan..

Wegen Pandemie soll eigentlich jeder Mensch das gelernt haben.

Die Werte spielen eine grosse Rolle in unserem Leben. Unsere Familienwerte habe ich hauptsaechlich von meiner Oma und von meiner Mutter gelernt.Die Werte der Familie muss weitergeleitet werden.Nun das tue ich. Ich möchte es nicht verallgemeinern aber ich bin der Meinung,dass das humanistische, kulturelle Erbe der Familie werden hauptsaechlich durch die heronies der Familie zu die neue jenerationen übertragen..

Sei die Heldin deines Lebens,nicht das Opfer

“Die Fraue ist wie ein Teebeutel, du kannst erst beurteilen,wie stark sie ist,wenn du sie ins Wasser wirfst” Eleanor Roosevelt

Frauen sind ein Guter Wein, je aelter sie wede, desto besser werden sie “.

Zum Wohl🥂

Liebe Frauen alles Gute zum

Weltfrauentag

NOT: Birgit Amerkamp’ın Wittlich’de düzenlediği etkinlikte benim hikayem de yer aldı. Tüm kadehlerin birlikte kalkacağı o güzel günlere….

BENİM İÇİN TEKNOLOJİ

Teknoloji benim fenerim yolumu aydınlatıyor.Benim neslim dinazor nesli.Ben böyle adlandırıyorum.Biz bilgisayarlarla doğmadık. Teknoloji yaşamımıza sonradan girdi. İyi ki de girdi…Özellikle pandemi döneminde bu yetkinliğimizi geliştirme çabası bizi geliştirdi değiştirdi dönüştürdü ve değiştirmeye devam ediyor.Ben “ZOOM “ ile ilk pandemi döneminde tanıştım. Düşünün bir toplantı yapılıyor ve o toplantıya dünyanın her bir köşesinden katılım sağlanabiliyor….Tek bir tuşla bilgi, o bilgiyi almak isteyen herkese ulaşabiliyor.Paylaşmak benim için önemli bir değer……

Ben çocuklarımla aynı dili konuşabilmek ,onlarla iletişim kurabilmek ve hatta yüz yüze iken aktarma fırsatı bulamadığım bazı önemli bulduğum mesajları onlara ulaştırabilmek için sosyal medyayı kullanmaya başlamıştım. Şimdi ise şu anki hedeflerimi geçekleştirebilmek için sosyal medyayı daha etkin nasıl kullanabilirimin peşindeyim. Hayalimde canlandırdıklarımı nasıl yapabilirim, teknik yetkinliğimi bu doğrultuda nasıl geliştirebilirimin yollarını arıyorum.

Benim için teknoloji yüz yüze iletişimi kesen bir olgu değil. Çocuklarım bilirler ben konuşurken eğer benimle değil iseler yani aynı anda bilgisayar veya telefon ellerinde bir başka meşguliyetleri varsa ben konuşmamı keserim.Devam etmem. Çünkü ben gerçek iletişim nedir ne değidir biliyorum. Bu bana profesyonel meslek yaşantımın harika bir hediyesi.Kıymetli hocam Doğan Cüceloğlu hep derdi ki”Gerçek iletişim iç dünyamızın bir başkasının iç dünyasına ulaşmasıdır…..BİR CANIN BİR CANA ULASMASI…Bu benim bugüne kadar öğrendiğim en güzel iletişim tanımı diyebilirim.

Peki şu an ne durumdayız. Ben bu zorlu dönemde teknoloji olmasaydı ne yapardık acaba diye sormak istiyorum….Hayatımız neye benzerdi ? Dipsiz kuyuların dibine mi inerdik.?

Ben teknolojiye minnettarım.Uzakları yakın kılan, iletişim bağlarımızın devamını sağlayan, istediğimiz bilgiye istediğimiz an ulaşmamızı mümkün kılan, istediğimiz değerlere doğru yol almamızı sağlayan teknolojiye minnettarım.

Ben teknoloji sayesinde ufka doğru yol alabildiğime,tek tek yıldızları keşfedebildiğime ve bu yolculuğun da bedelinin ucuzladığına inananlardanım. Kısacası siz ne öğrenmek istiyorsunuz ona karar verin yeter.Mekansal anlamda özgürsünüz.Yeter ki iyi çeken bir internetiniz olsun. Bundan daha büyük bir özgürlük olabilir mi? Ben beni ben yapan değerlerimle teknolojiyi de hedeflerim doğrultusunda bir araç olarak kullanmaya çalışarak adım adım yürüyorum.Kalbim gerçekten ne istiyor biliyorum.

Yaşam yolculuğunda direksiyonda siz yoksanız mutlaka birileri o direksiyona oturacaktır.. Ve oraya oturan her kim ise sizden daha iyi olmayacaktır diye düşünüyorum.Yaşam bana hatasıyla sevabıyla o direksiyona oturmayı, yavaş,hızlı ,iyi ,kötü her nasılsa o direksiyonu kullanmayı öğretti ve öğretmeye devam ediyor.Koçlukla birlikte zaten “keşke”ler “asla olamaz “ lar silinip gitti çoktan…

Ben direksiyondayım ….Teknoloji ben izin verdiğim sürece ve benim izin verdiğim ölçüde bana eşlik ediyor.Seçme özgürlüğüm var.Ne demiş atalarımız “herşeyin azı karar,çoğu zarar” . O dengeyi bulmak bize bağlı.. Teknoloji bize hizmet edecek.Ama biz teknolojiye hizmet ediyorsak tabii ki durup düşünmekte yarar var. Zıtlıklarla başedebilme becerilerimizin geliştiği bu zorlu pandemi döneminde bırakalım biz izin verdiğimiz ölçüde bize hizmet etmeye devam etsin.Belki de teknolojinin tuzağına düşmemeyi,daha az bedel ödemeyi ve belki de en önemlisi algımızı yönetmeyi öğrenmemiz için bir farkındalık yaşamamızı sağlar… Ne dersiniz???

Not: Bu yazıyı yazmamda bana esin kaynağı olan dün akşam katıldığım TEKNOLOJİ: Direksiyonda Kim Var ?Zi Bakışı Sohbeti. Değerli Hocam Zerrin Başer ‘e ve Sevgili İrem Tümer’e düşündürücü güçlü soruları ve paylaşımları için çok teşekkür ederim.

ANKA

Küle döndüysen,yeniden güle dönmeyi bekle …Ve geçmişte kaç kere küle döndüğünü değil, kaç kere yeniden küllerinin arasından doğrulup,yeni bir gül olduğunu hatırla….

Mevlana

Küllerinden yeniden doğan Simurg veya diğer bir ismi ile Zümrüd-ü Anka Kuşu yeniden dirilişin ve ölümsüzlüğün ya da ateşle ölerek ardından yeniden doğmanın evrensel sembolüdür.Pers mitolojisi kaynaklı olsa da zamanla diğer doğu ve batı efsanelerinde de yer almıştır.Phoenix bu kuşun batı mitolojisindeki karşılığıdır.

Anka kuşu mitsel bir kuştur.

Efsaneye göre Anka ,öldükten sonra üç gün ölü kalır ( bu ayın karanlık zamanıdır)ve üçüncü gün kendi küllerinden yeniden yükselir.

Bilgeliği,yeryüzü ve gökyüzü arasındaki birliği,ilahi adaleti,eşi olmayanı temsil eder.Aynı zamanda yaraları iyileştiren,birşey beklemeden darda kalan herkese yardım edeni temsil eder.

Halk hikayeleri ve masallarında kahramana yardım eden,onu gitmek istediği uzak diyara kanatları üzerinde süratle ulaştırandır.

Ben bu güne Anka Kuşu metaforunu hediye etmek istiyorum.Onunla çok sevdiğim çocukluğuma doğru uzaniyorum.Hiç unutmadığım Zümrüd-ü Anka kuşu masalı geliveriyor aklıma …

Babam gece nöbetindeyken annemin yatağında yatmak en büyük keyfimizdi.Onun sonsuz sevgi ve şevkatiyle derin bir uykuya dalardık.Ertesi gün babamın nöbet dönüşü bize anlatacağı masalı heyecanla bekler bir önceki gün yarım kalan masalın sonunda ne olduğunu anlatması için sabırsızlanırdık. Babam nöbet dönüşü uykusuz ve yorgun olduğu için masal anlatırken birden derin bir uykuya dalardı .Biz uyandırmak için ne yaparsak yapalım masalın sonunu bir türlü öğrenemezdik. Daha sonra sorduğumuzda masal farklı farklı sonlanırdı.

O kadar güzel anlatırdı ki….Aslında şimdi düşünüyorum da belki de sonu olmayan masallar bizim hayal gücümüzü tetikliyordu.

Bugün bana bu metaforu çağrıştıran masalı kısaca sizinle paylaşabilir miyim?

Bir varmış bir yokmuş ……..meraklı mı meraklı bir çocuk varmış. Bu çocuğun hayali Kafdağı’na gitmekmiş. Ama Kafdağı çook ama çok uzaklarda bir yerdeymiş.Olsa olsa onu bu dağa ancak orada bir bilgelik ağacında yaşayan oraya giden yolu çok iyi bilen ve çok çok uzun süre uçabilen Anka Kuşu götürebilirmiş. Bunu öğrenen çocuk başlamış o kuşu aramaya az gitmiş uz gitmiş deretepe düz gitmiş ve sonunda bu dev kuşu bulmuş. Kuş tamam demiş . Ancak bir şartı varmış.Yol boyunca çocuğun kendisine ‘LAK’ dedikçe et ‘LUK ‘ dedikçe su vermesi gerekiyormuş. Çocuk hemen kabul etmiş . Gerekli hazırlıkları yapmışlar ve yola çıkmışlar.Birlikte uzun uzun uçmuşlar.Çok zorlu vadilerden geçmişler .Tam yolculuğun sonuna yaklaşmak üzereyken Zümrüt-ü Anka kuşu lak demiş ama bir de bakmış ki çocuk et bitmiş. Çok heyecanlanmış üzülmüş düşünmüş düşünmüş ve tamam buldum bir çare demiş ve bacağından bir parça kesip kuşa vermiş.Daha sonra kuş hep luk demiş ve çocuk da hep su vermiş. Kafdağına varmışlar sonunda. Çocuğun topallayarak yürüdüğünü gören Anka kuşu ne mi yapmış ?Dilinin altında sakladığı et parçasını çocuğun bacağına yapıştırmış . Çocuğun yolculuğa devam edebilmek icin yaptığı fedakarlığı anlamış meğerse … Ve bunu çok da takdir etmiş. Meraklı kahramanımız çok teşekkür ederek sağlam adımlarla hayalinin içine doğru yürümeye baslamış.Masal da burda bitmiş…Gökten üç elma düşmüş.Biri anlatana,biri yazana biri de okuyana.

Masallarda adı geçen ve gerçekte var olmayan bu epik masal figürü benim hayalimde yemyeşil , zümrüt yeşili bir kuştu..Ve bana hep harika geçen çocukluğumu çağrıştırdı .Sizlerle paylaşmak istedim .

Daha sonra öğrendim ki;

Farsça ‘si’ otuz demekmiş. ‘Murg’ da kuş demekmiş.Yani Simurg otuz kuş demekmiş.Efsaneye göre kuşlar Kafdağı’nda, bilgelik ağacında yaşayan Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş.Onu hiç görmedikleri için yaşamadığını düşünmeye başladıkları sırada kuşlardan biri onun bir tüyünü bulmuş.Bu olay bütün kuşlar arasında inanılmaz bir heyecan yaratmış.Evet gerçekmiş o yaşıyor ve o bizim yaşadığımız dertlere çare bulabilir…

Kuşlar hep birlikte Onu bulmak için Kaf Dağına doğru yola çıkmışlar. Yedi vadi ,yedi zorlu vadi üzerinden geçmek hiç de kolay değilmiş.Bu vadilerin isimleri her bir anlatıda farklı farklı ifade edilmiş olsa da çoğunlukla 1. Vadi icin İSTEK VADİSİ denmektedir.Bir çok kuş bu vadide kalmış devam etmemiş ya da edememis.Diğer her bir zorlu vadiden geçiste sayıları hep azalarak yola devam etmişler.Ancak 30 kuş Kafdağı’na varabilmiş. Bu otuz kuşun her biri meğer birer Simurg’muş.

Bu bir kendini keşfetme yolculuğu.İçsel değerleri keşfetme yolculuğu.İçsel mücadeleye çıkma yolculuğu…Sonuçta insanız ….Hepimizin aşması gereken zorlu vadiler var.

Senin içinde aşman gereken zorlu vadiler neler?

Senin sana ulaşmasını engelleyen neler var?

Zor durumda olan sadece sen misin?

Seni alıkoyan neyse onunla hiç yüzleştin mi?

Erişkin olarak hangi kaynaklara sahipsin?

Kendinle iletişim halinde misin?

En çok neye şükrediyorsun?

Bu soruları siz çoğaltabilirsiniz..Sormaya başladığınızda görmeye başlarsınız.O zaman yaşam yolculuğunda kolay ve zor anlarınızı ,unutulmaz anlarınızı,bunların sizin için neden önemli olduğunu keşfedersiniz.

Yaşıyorsak öğrenmemiz gereken dersler vardır ve öğrenmenin sonu yoktur..

“Hayat birbirini izleyen derslerden oluşur.Bu derslerin anlaşılması için yaşanmaları gerekir”

Helen Keller

Okuduğunuz için teşekkür ederim….

USTALIK OYUNU

“Hayatta tutkulu olun. Farkındalıkla, hayal ettiğimiz şeye dönüşürüz!”
Anonim

Ben bir Eğitimciyim.Profesyonel meslek yaşantim boyunca bir çok eğitime katıldım,bir cok da eğitim verdim.Bana profesyonel meslek yaşantım şunu öğretti “yetişkinler ihtiyaç duyarlarsa öğrenirler”.

Öğrenme ihtiyacım hep var oldu ve var olmaya devam edecek.Öğrendiklerimi paylaşmak, birilerinin yaşamına dokunabilmek ise en önem verdiğim değerlerimden. Emekli olduktan sonra “İlk Küçük Sihirli Adım”baslıklı makalemde yazdığım gibi 2012 yılında yolum koçlukla kesişti.Erickson Koçluk sertifika programına katıldım.O tarihten bu yana koçluk yaşamıma vazgeçilmez bir şekilde girdi.Koçluk konumunu yaşamımın tam kalbine oturttum.İnsanlara dokunabiliyorum……Yol uzun ….Öğreniyorum, büyüyorum.. Vizyonum çok şeffaf. En yüksek amacımın farkındayım. Katkıda bulunmak benim en büyük ödülüm.Bu hizmeti sunabilmek için sanki kilometrelerce koşabilecekmişim gibi hissediyorum. Önüme çıkan engelleri aşmak için gerekeni yapmanın buna değeceğini düşünüyorum.

Kendini geliştirme sorumluluğunun farkında olan tek canlı insandır. Evrende geleceği tasarlama gücüne sahip tek canlı da insan.

Ustalık yolunda kendimizi geliştirmek üzere attığımız veya atacağımız her
adım bizi yukarı taşır.Ustalık yaşamımızda zaten var.Bizler hangi oyunu oynayacağımıza karar veriyoruz bir anlamda seçim yapmış oluyoruz.
Para oyunu,güç oyunu,şöhret oyunu mu oynuyorsunuz yoksa aile oyunu,sanatsal yaratıcılık oyunu ,servet ve paranın uyumlu akışı gibi bir hayat oyunu oynamayı mı seçtiniz.Sonuçta hayatı bir nehre benzetecek olursak nehir akıyor ama akacağı yön çok önemli.Oynayacağınız oyuna karar verirken beş yıl sonra neye ulaşmak istediğinizi düşünün…… Bu ustalık noktasında kendinizi nasıl görüyorsunuz ?
1950’lerde Robert S.de Ropp “ The Master Game ( Ustalık Oyunu) kitabında…
“Hepsinden öte ,oynamaya değer bir oyun bulun. Bir kahinin modern insana tavsiyesi budur.Oyunu bulduğunuzdaysa, hayatınız ve akıl sağlığınız buna bağlıymışçasına, kesin bir kararlılıkla oynayın.(Her ikisi de buna bağlıdır.)Eğer hayat oynamaya değer bir oyun sunmuyorsa ,siz bir tane icat edin. Çünkü en bulanık akıllar için bile , herhangi bir oyun, oyunsuzluktan iyidir”diye ifade etmiş.

Öncelikle yaşamınızda ustalaşmak istediğiniz oyun için bir alan yaratmanız gerekir. Düşünün bu alanı nasıl yaratabilirsiniz? Bunun için neleri geride bırakmanız gerekiyor? Bu yolculuk yokuş yukarı. Dik bir merdivenmiş gibi düşünün . Birinci basamaktasınız, yani adım attınız ama ter dökmektesiniz. Bu çok doğal. Tutkunu olduğunuz amacınızı düşünün.
Tüm varlığınızla onunla bütünleşirseniz potansiyel zorlukları büyütmez, farkındalıkla ter döke döke basamakları bir bir çıkar, seçtiğiniz her ne ise o konuda ustalaşırsınız.
Ayaklarınız sıkıca yere basarken döşediğiniz yolda keyifle, zorlanmadan yürüyebilirsiniz…

H.Jackson Borown Jr. ‘ın dediği gibi “Hayat bizden en iyi olmamızı değil, sadece yapabileceğimizin en iyisini yapmaya çalışmamızı talep eder.”

Yeni bir şey öğrenirken öğrenmenin tek yolu öğrendiğimiz her ne ise o konuda yarı otomatik hale gelinceye kadar bolca pratik yapmak ve mükemmeliyetçi olmamaktır.
Haydi siz de gönlünüzde yatanı açığa çıkarın….
Yolunuz açık olsun….
Başarınızı kutlamayı da sakın unutmayın…..

Gün ancak,uyanıksak ağarır”

Henry David Thorean

ZAMANIN ALTIN ORANI

H.Jackson Brown,Jr.’ın“Yeterli zamanınız olmadığını söylemeyin.Çünkü size de Helen Keller, Pastör, Michelangelo, Rahibe Terasa, Leonardo da Vinci, Thomas Jefferson ve Albert Einstein’a verilenlerle eşit sayıda saat bahşedilmiştir.” cümlesi ile başlayan bir çocuk hikaye kitabi. Bence öncelikle biz erişkinlerin okuması gereken bir çocuk kitabı.

Hem mimar, hem profesyonel koç, hem de çocuk hikaye kitaplari yazarı olan Gülenbilge Ersan aynı zamanda lisana olan ilgisi nedeniyle İngilizce ve İtalyanca’dan belgesel, dergi, kitap, sinema ve festival çevirileri yapan profesyonel bir çevirmen, çocuklarıyla daha bütünsel bir bakış açısıyla iletişim kurmak isteyen ebeveynlere Etkili Anne Baba Eğitimi veren sertifikalı G.T.I(Gordon Training International) eğitmeni. Bakın Gülenbilge bir yazar olarak neler diyor….“En temel bakış açım kendi çocuklarım. Bana ilham veren onlar oldu. Doğal olarak kullanmakta olduğum şeyleri neden çocuklar daha önce öğrenmesinler ki diye başladım. Böylece en büyük hayalimi de gerçekleştirmiş oldum.Konular minik ateş böcekleri gibi yanmaya başladi……”

Kitaplarını imzalayarak gönderen, beni ve torunlarımı cok ama çok mutlu eden Gülenbilge’yi Türkiye’ye döndüğümde şahsen tanımak, kendisine bizzat teşekkür etmek isterim. Zaman ve zamanı yönetmek konusunda hepimizin farkli bakış açıları vardır elbet. Bu arada Covid -19 ile zaman algımız da ciddi anlamda değişti. Belirsizliğe adım atabilmek konusunda yetkinleştik. İyi güzel de evde kaldiğımız süreçte yapmak istediklerimizin ne kadarını gerçekleştirebildik? Acaba zamanımızı etkin kullanabildik mi? Yoksa yapmak istediklerimize başlayamadık mı? Soruları çoğaltmak mümkün. Bir baska deyişle hala çözmeye çalıştığımız şeyler olabilir. Koçluk bakış açısıyla yazılan bu eğlenceli, keyifle okunan “Zamanın Altın Oranı” kitabı tam da bu süreçte bana harika bir pencere açtı. Kendi altın oranımı keşfetmeye çalışıyorum. Mimaride, insanda, doğada Altın oran nedir sorusunu isterseniz detaylı arastirabilirsiniz. Aslında matematiksel bir kavram. Kısaca 1.618… Bir bütünün parçaları arasındaki en estetik oran olarak kabul ediliyor. Geometride bir doğru düşünün öyle bir yerinden böleceğiz ki uzun parçanın kısaya oranı parçanın tamamının uzun olan parçaya olan oranına eşit olsun. Bu oran ALTIN ORANI veriyor. Zamanın altin oranı nedir derseniz cocuklarınızdan, torunlarınızdan önce siz bu kitabi okuyun derim. Zamanın uzunluğu süre ile ifade edilir. Zamanın bir de ağırlığı vardır. Gülenbilge’nin değimiyle kendimize gün sonunda bugün kaç kilo değer tarttım diye sorabiliriz. Zamanın ağırlığı yaptığımız her ne ise onun bizim icin anlamını/ değerini ifade eder. Gün sonunda bugün hangi değerimi / değerlerimi besledim sorusu zamanımızı doğru kullanmak açısından önemli bir soru. Kitabın sonunda Fa, Re ve Si’nin de soruları var. Bu sorularla düşünmeye devam ediyoruz…..

Teşekkürler Gülenbilge Ersan

Teşekkürler Zerrin Başer Hocam

Teşekkürler İnsandan İNSAN’A

Dünyadan DÜNYA’YA

BİNNAZ: DEDEMİN ATI

“Atın dış yüzünde insanın iç yüzü için güzel bir şey vardır.”

Winston Churchill

Zaman tünelindeyim. Şeffaf bir camın üzerinde geçmişe yürüyorum.Araya eksiler girebilir. Kendimi bu konuda kısıtlamıyorum. Ben hediye ne ona odaklanıyorum.Yaşamın bana sunduğu ama unuttuğum hediyeleri bir bir topluyorum…. Harika öğrenmelerim olduğunu fark ediyorum. Koç bakış açısıyla bakıyorum. Bilinçdışı alandan omuzlarıma ufak dokunuşlar hissettiğimde o anın bana hediyesi ne diye soruyorum. Gözümün önüne bir görüntü geliyor . Heyecanlaniyorum. Beni heyecanlandıran duyguyu fark ediyorum..

Bağevi, dedem ve atları… İçlerinden bir tanesinin ismi Binnaz. Binnazı dedem tay iken alıp emek emek büyütüyor. Aldığında ona binmeyip kilometrelerce yaninda yürüyerek getirdigini anlatilan aile hikayelerimizde daha sonra öğreniyorum.

Ahıra dedemden izinsiz giremezdik.Girdiğimizde dedem ” kokuyor mu burası “deyip akabinde beyaz mendili ile atı okşar bize gösterirdi. Mendilin üzerinde hiç kir olmazdı.Bunu hic unutmuyorum. İyi gününde ise bir de bizi Binnaza bindirip dolaştırırdı…..

Çocukluğumdaki bu deneyimi gelecegime yansittığımda aklıma dörtnala özgürce koşan atlar geliyor. Gelecegin bize ne getireceğini bilmeden dörtnala koşamasam da cesaretle merakla yürüyorum…. At benim metaforum . Atlar bana enerji veriyor . Geleceğe umutla ve cesaretle yürüyebilme enerjisi… Atları hep cok sevdim ve seviyorum……

“At,siz ne kadar isteksiz olsanız da,sizi en çok hızlandıracak olandır” Anonim

Kaos ve Zıtlıklarla *Hemhal Olmak

Evrende gelecegi tasarlama gücüne sahip tek canlı olan insan kaotik bir varlık.Bu da ötekilestirmeyi beraberinde getiriyor. Ya bu ya şu dediğimizde aynı kısır döngüyü hep yeniden yaşarız. Peki daha başka ? Baska hangi seçenekler var ,alternatif neler var acaba diye sorguladığımızda ise içimizdeki derin korkuyu yenip , mevcut durumu kabullenerek çözüm yolları aramaya başlarız. Böylece fark etmemiz gerekenleri farkederek kaosu daha net algılayabiliriz. Değisim kaçınılmaz. Degişime doğru evrildik zaten. Değerli hocam Dr. Zerrin Başer “Zıtlıkları karşılayacak şekilde engin gönüllü olmak “ ifadesiyle yolumu aydınlattı. Korkularım endişelerim dünde kaldı. Yeni güne karar vermiş olmanın hafifliği ile adım atıyorum. Evet bu aldiğım karar içime sindi ……
Nefes almanın mutluluğunu yürekten hissederek,tüm sevdiklerimin sağlıklı olduğuna şükrederek selam olsun yeni güne diyorum….

Bir birey olarak yaşadığım doğayı koruyup kollamaya , yeni bir dünya kültürü oluşurken kendi etki alanım içerisinde bu kültürün oluşmasına katkı sağlamaya söz veriyorum.

dünyadan DÜNYAYA selam olsun………..

Not: 30 Haziran 2020 tarihinde Dr. Zerrin Başer’in “dünyadan DÜNYAYA -Kaosu ve Zıtlıkları Yönetebilme toplantısında yaptığımız uygulama benim için çok değerliydi. @zerrinba’ ya ve denge merkezi ekibine tesekkür borçluyum.

*hemhâl olmak: Bütünleşmek, birliktelik özelliği göstermek

Viktor Emil Frankl*

O, benim etkilendigim bir yazar. O, dört ayrı toplama kampını deneyimlemiş ve sonunda kurtulmayı başarmış bir kişi. Özgürlüğüne kavuşur kavuşmaz tuttuğu üç sekreter kanalıyla unutmadan yaşadıklarının bire bir kayıt altına alınmasını sağlayan ve böylece oluşturduğu “İnsanın Anlam Arayışı” kitabını gelecek nesillere aktarmayı başarmış bir kahraman.

Yıllar önce bu kitabı okumuştum. Sonra bir kez daha okudum. Beni etkileyen kitaplar listemin başında yer alan bu kitabın orijinal adı “….trotzdem Ja zum Leben sagen “ Yani …. her tür koşula rağmen yaşama “Evet” …
Kitabın ingilizcesi “Man’s Search For Meaning “ .
Viktor Frankle bence Holokost’da sanki bir masal anlatıcısıydı. Hergün oradaki insanlara buradan kurtulacaklarini ve bunun da çok yakın bir gelecekte gerçekleşeceğini anlatan ve hep birlikte hayal kurmalarını sağlayan bir masal kahramanıydı sanki. Ama günlerden bir gün kampa bir haber ulasti.Artık kurtuluş yok, artık kurtulus imkanı kalmadi dendi… İşte o an ,o ana kadar direnen insancıklar birer birer devrilmeye basladı. Ya da yemek kuyruğuna ellerindeki lazımlıklarla gelip içine yemek konmasi icin uzattilar. Artik o insanlar icin umut bitmisti. Hiçlik anı… Umudun bittigi an… hic bir seyin farketmedigi an… Victor Frankl’ı ayakta tutan ise cok güçlü bir amacının olmasıydı. Kurtulmak ve yazmak… 1945 yılında serbest bırakıldı.
Viktor E. Frankl’ın hayat hikayesi bir insanın zor koşuların üstesinden gelebilme gücünü gösteren, ders alınması ve hatta ara ara hatırlanması gereken GERÇEK bir hikaye…
Onun amacı dünyaya kalıcı iz bırakan bir mesaj vermekti.
⁃ “Tek istediğim okuyucuya somut bir örnekle hayatın her koşulda, en sefil durumlarda bile anlam ve potansiyele sahip olduğunu göstermek.” …

*1905-1997, M.D. Nörolog ve psikiyatrist. Logoterapinin kurucusu…

Viyana’daki Amerikan konsolosluğundan vize almış olmasına rağmen ailesini yalnız bırakmamak için vizeyi reddeden ve ülkesinde kalıp acı çekmeyi göze alan bir kişi

EVDE EKMEK YAPMAK

Çok kolay….Vereceğim tarif anneannemden…… Bizlere aktarılan kültürel bir miras.O kadar çok hikayesi var ki. Evi saran, mis gibi kokan, sevgiyle yoğrulmuş , dumanı tüten ekmek kokusu ile birlikte sevinç ve hüzün iç içe geçiyor.

Bugün anneannemin anısına yaptım ve paylaşmak istedim.Aile ritüellerimizi ve bizlere aktarılmış olan, bizim de aktarmak zorunda olduğumuz değerlerimizi.. Aktarmazsak yok olup giderler. Somut Olmayan Miras işte bu değerlerimizle çok örtüşen bir kavram. Ben çocukluk yıllarımdan bu yana bir çok kez gözlemlemiş olsam da tam tarifi yengemden aldim. Kızim da geleneksele ufak dokunuslarla sureci mükemmelleştirdi. Tarife geçmeden kimin yazdığını bilmedigim notumu iletmek istiyorum.

Ekmeğin kavgası yapılır,

Ekmek uğruna savaşılır,

Arslanın ağzındaki ekmeğe

Ulaşmak ya da,

Elindeki ekmekten olmamak için uğraş verir insanlar,

Elbet ekmek elden su gölden

Yaşayanlar da vardır,

Ekmeğini taştan çıkaran da,

Yüzyıllardır

İnsanoğlu hayatında

Var olan bir anlamdır ekmek

Ekmek Bir Tutkudur…

Tutkuyla yapılan her iş gibi bu ekmegin hamurunda sevgi ve tutku var

Tarifim:

🦋4 su bardağı ılık su

🦋1çorba kaşığı kuru maya

🦋1 çorba kaşığı şeker

🦋1 tatlı kaşığı tuz

🦋Aldığı kadar un . Hamur kulak memesi yumuşaklığında olacak.

Unu ilave etmeden önce diger malzemeyi yoğurma kabında karıştırıyoruz. Unu yavas yavas ekliyoruz. Bir spatula ile karıştîrmak kızımın keşfi.

Mayalanmaya bırakıyoruz. Kabarınca tekrar yoğurup yağlanmış fırın tepsisine şekil vererek koyuyoruz. Ben genelde iki yuvarlak ekmek yapiyorum. Daha piskin oluyor ve daha cok kabariyor.

Fırın tepsisinde 15 dakika daha bekletiyoruz.

200 derece önceden ısıtılmış fırında üstü kızarıncaya kadar pişiriyoruz.Pişerken fîrına dayanıklı küçük bir kapla su koymak da kızımın eklediği önemli bir ayrıntı❣️

Afiyet bal şeker olsun.

Sağlîcakla ve Sevgiyle kalın