ATATÜRK’ÜN KAHVECİSİ

Köklü bir geçmişe sahip olan Gül Kahve’nin tarihçesi 1800’lü yıllara dayanmaktadır. 1890 yılında Erzincanlı İnce Mehmet İstanbul Kasımpaşa’da üst katı ev, alt katı dükkan olan mülkünde Gül Kahve’yi açmıştır. O zaman kahveler ocaklarda kavrulur, dibeklerde dövülür, eleklerde elenir ve müşteriye öyle satılırdı. Osmanlı İmparatorluğu her ne kadar son zamanlarını yaşıyorduysa da devletin ileri gelenlerinin müşterimiz olduğu bilinmektedir.

1922 yılında İnce Mehmet’in oğlu Ahmet İncegül Ankara’ya gelerek Ulus Karaoğlan Çarşısında Ankara’nın ilk kurukahveci dükkanını açmıştır. 1923 yılında Ankara’nın başkent olmasıyla tekrar ileri gelenlere kurukahvesini satmıştır. Cumhuriyetin ilk zamanlarında Millet Meclisi’ne, Anadolu Klubü’ne, Merkez Bankası’na, Ziraat Bankası’na ve İş Bankası’na kahve satmıştır. Atatürk’ün kurukahvecisi’dir.

Ahmet İncegül’den sonra da yeğeni Nuri İncegül, oğlu Muzaffer Rıza İncegül ve torunu Ahmet Hamdi İncegül mesleği devam ettirmiş günümüze ulaşmasını sağlamışlardır. Müessese halen Ahmet Hamdi İncegül tarafından işletilmektedir. Genellikle Ankara Ulus’ta faaliyet göstermiştir sırası ile: en eski Şehir Çarşısı (Şimdi ki Yüzüncü Yıl Çarşısı), Hükümet Meydanı, Sümerbank’ın arkasındaki Şehir Çarşısı ve şimdi Hacıbayram Caddesi 4 numaradadır. Bulunduğu bina Ahmet Hamdi İncegül’ün kendi mülkü olup tarihi bir konaktır.(Kaynak gulkahve.com)

Benim kahve tutkum çok küçük yaşlarda iken başlamış …..

Anlatılanlara göre gizli gizli kahvenin telvesini sıyırıp eline ağzına bulaştırıp her seferinde yakayı ele veren ben kahve tiryakisi bir aile ortamında büyüdüm. Bakmışlar olacak gibi değil,pişen kahveden az biraz kahve fincanının tabağına dökerek bana vermeye baslamışlar. Bu arada “fazla kahve içme kara kız olursun bak”demeyi de ihmal etmeyerek!

Anneannemin sabah kahvelerini hatırlıyorum. Kahvesini içerken gazetesini okur ,Birinci” marka sigarasını da keyifle tellendirerek güne başlardı.

Ben de sabahları hemen onun yanına gelir “Anneanne onlar gitsinler ,gitsinler de biz seninle karşılıklı bir kahve “kefki”yapalım dermişim( Keyfi demek istiyorum … Yani yazım hatası degil )

O gün bugündür de güne mis kokan bir kahve eşliğinde keyifle başlamak isterim. Tabii ki koşullarım elverdiği sürece….

Bugün de keyifle kahvemi içtim.Hem de “Gül Kahve”. İçerken de bu yazıyı yazdım ve duygularımı sizlerle paylaşmak istedim.

Ankara’da Ulus’da ki İş Bankası Eğitim Müdürlüğü’nde çalışırken kahveler Gül Kahve’den alınırdı.Yıllar yıllarca hep bu gelenek devam etti. Emekli oldum ama kahvemi yine de Gül Kahveden almaya devam ediyorum.

İki gün önce şubeden halletmem gereken bir islem icin sabah erken saatte Ankara Merkez Şubesine uğradım. Burnuma mis gibi bir kahve kokusu gelince gayri ihtiyari soruverdim:

Kahveyi nerden alıyorsunuz?

Cevap: Gül Kahve’den

Yani onlar da demek hala Gül Kahve’den almaya devam ediyorlar…

Benim için 2022 Yılının mottosu “ İyi Olan Kazansın”dı hala da öyle”İYİ OLAN KAZANSIN” diyorum.Ayrıca Gül kahve paketleri üzerindeki yazıdan ilham alarak ekliyorum;

“HERKES KENDİ İŞİNİ YAPSIN”

Ya Siz? Siz ne dersiniz?

Sağlıcakla ve Sevgiyle kalın,

Meral Bostancı

Not: Bana ilham veren Beliz Arpak Özkaya’ya tesekkurler🌹

KAZ UÇUŞU

Göç eden yaban kazlarının havada süzülürken “V” şeklinde bir formasyonla uçtuklarını görmüşsünüzdür. Bilim insanları, kazların neden bu şekilde uçtuklarını araştırmışlar ve şu sonuçlara varmışlar;

“V” şeklinde uçulduğunda, uçan her kuş, kanat çırptığında arkasındaki kuş için onu kaldıran bir hava akımı yaratıyormuş. Böylece “V” şeklinde bir formasyonda uçan kaz grubu, birbirlerinin kanat çırpışları sonucu, ortaya çıkan hava akımını kullanarak, uçuş menzillerini % 70 oranında uzatıyorlarmış. Yani tek başına gidebilecekleri maksimum yolu, grup halinde neredeyse ikiye katlıyorlarmış.

Bir kaz “V” grubundan çıktığı anda, uçmakta güçlük çekiyor. Çünkü diğer kuşların yarattığı hava akımının dışında kalmış oluyor. Bunun sonucunda, genellikle gruba geri dönüyor ve yoluna bu şekilde devam ediyor.

V” grubunun başında giden kaz, hiç bir hava akımından yararlanamıyor. Bu yüzden diğerlerine oranla daha çabuk yoruluyor. Bu durumda, en arkaya geçiyor ve bu defa hemen arkasındaki kaz lider konumuna geçiyor. Bu değişim sürekli yapılıyor; böylece her kaz, grubunun her noktasında yer almış oluyor.

Uçuş hızı yavaşladığında, gerideki kuşlar daha hızlı gitmek üzere öndekileri bağırarak uyarıyorlar.

Gruptaki bir kuş hastalanırsa ya da bir avcı tarafından vurulup uçamayacak duruma gelirse; düşen kuşa yardım etmek üzere, gruptan iki kaz ayrılıyor ve korumak üzere hasta/yaralı kazın yanına gidiyor. Tekrar uçabilene (ya da eğer ölürse, ölümüne )kadar onunla beraber yaralı kuşu asla terk etmiyorlar. Daha sonra kendilerine başka bir kaz grubu buluyorlar. Hiçbir kaz grubu, kendilerine bu şekilde katılmak isteyen kazları reddetmiyor.

KISSADAN HİSSE:

İnsanlar düşünen varlık olduğuna göre; Düşünen sosyal varlık olarak yaşadığı toplumda kazların içgüdüsel olarak yaptığı yardımlaşma ve dayanışmayı, çevresi için yapabilir veya bu özveriyi gösterebilir

Yaptığımız her işi, görevi, ünvanı, makamı her ne ise yeri ve zamanı geldiğinde başkasına bırakmamız gerektiğini hiç unutmamalıyız..

Bir ekip ile birlikte yola çıkmış isek ,ekibimizi yarı yolda bırakamayız. Ekip ruhu bunu gerektirir.

Kolektif davranma biçimi geleneksel bir değerdir. Bu değere sahip çıkmalıyız. Birbirimize kenetlenmeliyiz.

Şayet Agop’un kazı gibi olan bitene bakmak istemiyorsak, paylaşmanın ve yardımlaşmanın değerini bu çok bilinen “Kaz Uçuşu “hikayesi ile farketmeliyiz, beynimize kodlamalıyız…

“Bir araya gelmek bir başlangıçtır. Bir arada bulunmak bir gelişmedir. Beraber çalışabilmek ise BAŞARIDIR.”

Sağlıcakla ve sevgiyle kalın….

Meral Bostanci